
Meksika’daki Sınıfsal Ayrımın Fotoğrafları
23 Ocak 2020
Gelinler Dağı Roma Nekropolü
12 Şubat 2020Rise of Empires: Ottoman “Tarihi Çarpıtma”
İlk olarak şunu söylemek istiyorum; Rise of Empires: Ottoman, Müslüman Türk düşmanlığını en ince hatlarına kadar işlemiş, İstanbul’un fethini çağ açıp kapatan bir olay olmaktan çıkartıp Bizanslıların yani Hristiyan aleminin “nasıl da başarılı bir şekilde İstanbul’u kaybettik ama” dedikleri begesel dizi serisidir.
Yobaz Bir Ateist Ne Kadar Başarılı Bir Danışman Olabilir?
Dizinin arka plandaki ekibini, danışmanlarını vb. tanımıyorum ama Celal Şengör gibi yobaz bir ateistin bu ekip içerisinde olması diğer danışmanlarında nasıl insanlar olduğu konusunda fikirler veriyor. Aksini düşünemiyorum çünkü yapımdaki bu Müslüman küçümserliğini, en büyük manevi eylemlerin yapımda gösterilmemesi ve savunmadaki Hristiyanların yüceltilmesinin başka bir açıklaması olamaz.
Acaba İlber Ortaylı Olsa Nasıl Olurdu?
Tam olarak tarih ile ilgilenenlerin katıldığı cemiyetleri bilmiyorum ama bazı tarihçilerin yazılarına videolarına denk geldiğim oluyor. Ve bunların içinde en yobaz olarak tanıdığım iki insandan biri Celal Şengör bir diğeri ise Kadir Mısıroğlu. Kadir Mısıroğlu için tarihçi midir bilmem ama bu konuda çok ahkam kestiği ortada. Tarafsız olarak verebileceğim bir isim var ise oda tartışmasız İlber Ortaylı’dır. Bazı videolarında denk geliyor, takip ettiğim dergilerde yazılarını okuyorum ve şöyle şeylerle karşılaşıyorum sürekli; İslam bilmem ne konferasında katılımcı olmam için davet edildim, Hristiyan bilmem ne topluluğunun şu toplantısına katıldım vs. Bu gibi altı çizilen satırlar İlber Ortaylı’yı bana her kesime hitap eden ve tarafsız biri olarak gösterdi. Keşke böyle bir proje içerisinde kendisini de görebilseydik.
İstanbul Surları
Rise of Empires: Ottoman yapımına dönecek olursak yapım İstanbul’da gerçek surların önünde çekilmiş. Kamera açıları o kadar güzel ayarlanmış ve yapım o kadar güzel kurgulanmış ki geçen hafta izlediğim Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı filmi bu yapım yanında çizgi film gibi duruyor. Ellerindeki tüm imkanları sonuna kadar kullanmışlar ve hatta tabağın dibinde kalan kırıntıları bile sıyırmışlar. Bu sebepten dolayı tebrik etmek istiyorum. Yiğidi öldürüp hakkını da vermemek olmaz. Hatta ufak birde mesaj verelim bizim severek izlediğimiz Battal Gazi, Tarkan gibi filmlerinde bu surlar önünde çekilmiş olması Mehmet Bozdağ’a bir mesaj olmalı değil mi?
Karakterler ve Cast Seçimleri
Belgesel Dizi serisindeki karakterler benim çok dikkati mi çekti. Karakterlerin içselleştirilmesi ve anlatımı bizim bildiğimiz tarihi göz ardı edersek oldukça başarılı ama bizim göz ardı edemeyeceğiz bazı davranışlar var. Mesela Fatih Sultan Mehmet hakkında okuduklarımız ve izlediklerimiz ayrıca var olan birkaç resmi, filmdeki cast seçimi konusunun ne kadar başarısız olduğunu gösteriyor. Fatih Sultan Mehmet dışındaki paşaların castları ise oldukça başarılı olmuş. Osmanlının popülasyonunun tam bir Türk / Arap kökenlerinin oluşturduğu mesajı verilmiş. Ama Yeniçerilerden bahseden o anlatıcılar Yeniçerilere Hristiyan kölelerden oluşmuş devşirme birlik derken o kölelerin Zağanos Paşa gibi Sadrazamlığa kadar yükselebildiklerini söylemeyi unutmuşlar. Yani padişahların etrafında oluşan kişiler Türk / Arap kökenlilerden daha çok devşirme olan onların tanımıyla tabiri caiz ise Hristiyan Kölelerdir. Yani bu cast seçimi bu Hristiyan kölelere pek uygun bir cast olmamış. Bu kadar esmer olan sadrazam köken olarak Rum bir devşirmedir.
Görmek istediğim ama göremediğim bir çok manevi olay ve fethin etkeni bu yapımda gösterilmemiş. Bu sebepten dolayı yapımın ne kadar yobazca işlendiği aşikardır. Ve bunun aksini destekleyecek kişilere de Türk / Müslüman düşmanı gözüyle bakarım yada cahil olduğunu düşünürüm. İlk başta Mehmet karakteri daha çocukken İstanbul’u feth edeceğine inanmış yaramaz bir çocuktu. Bunun hayaliyle büyüdü. Daha ilk eğitim aldığı zamanlarda yanındaki bir çok arkadaşı onun bu fikrini bilir ve bu fikri için hizmetler ederdi. Hatta bazı seyahatnamelerde 2. Mehmet’in tahta çıkışındaki kutlamalarda dilenci gibi giyinmiş birinin canı pahasına 2. Mehmet’in yanına gelerek ona bir not verdiğini söylerler. Bazı kaynaklara göre de bu olay 2. Mehmet’in daha eğitilirken İstanbul’a casusluk yapması için görevlendirdiği casuslardan biri olarak söylenir. Yani İstanbul’un fethi ben tahta çıktım Büyük İskender olacağım, Sezar olacağım İstanbul’u feth edeceğim toplayın askerleri üst mahalleye kavgaya gidiyoruz şeklinde olmamıştır. Ama Rise of Empires: Ottoman ‘a bakarsak aynen böyle olmuştur. Mesela topları hazırlayan ustaların Sırp ve Macar uyruklu olmaları filmde paragöz kişiler olarak gösterilmiş. Halbuki yine bazı seyahatname kayıtlarında bu kişilerin Sırp, Macar ve Hristiyan merkezlerinin yapmış olduğu zulümden, ağır vergilerden kaçmak için ve onlara karşı Osmanlıyı desteklemek için 2. Mehmet’e destek oldukları yazar. Bir düşünün Macarsınız, dönemin en büyük devletlerinden birinde güvendesiniz. Arkanızda Papa gibi büyük destekler var ve devletinizi koruyor. Her şey günlük gülüstanlık olmasa kaçıp dostunuza karşı, düşmanınıza para karşılığı yardım eder miydiniz? Ve bunun bir tık daha ilerisi Sırp lağımcılar. Düşünün topraklarınızı, ailelerinizi terkedip dostunuzun karşısında olan düşmanınıza yardıma gidiyorsunuz? Bu hiç mantıklı değil. Burada paradan daha değerli bir şey olmalı. Ki bu paradan daha değerli olan şeyi Rise of Empires: Ottoman konusuna dahil etmemiş. Çünkü Hristiyanların ve Bizanslıların tüm dünya üzerindeki etkisini etkileyebilecek bir şey bu.
Daha filme dahil edilmemiş ve 2. Mehmet’i, Fatih yapan unsurlar var. Mesela Akşemseddin… Filmde görülmeyen bir karakter ki İstanbul’un fethinde çok önemli bir rol oynadığını herkes söyler. Yada 1908 yılında Fausto Zonaro tarafından başarılı bir şekilde resmedilen 2. Mehmet’in denize atını sürerek durdurun şu gemileri diye emirler yağdırması sahnesini neden göremedik acaba? Yada Osmanlı askerlerinin surlardan girip şehri feth ettiği günün sabahında toplu olarak kılınan sabah namazını neden göremedik acaba? İki farklı toplumu anlatırken bir toplumun bilgilerini eksik anlatmak nasıl bir belgeselciliktir? Bana kalırsa böyle farklı farklı milletlere hitap eden platformlarda bizim tarihimizi böyle yanlış bir şekilde anlatan bir yapıta imza atan ve T.C. kimliği taşıyan herkes tarihine ihanet etmiş demektir.
Tüm bu ekibe söylemek istediğim bir şey var. Kim ne derse desin, kim kimi kahraman ilan ederse etsin İstanbul fethedildi ve Ayasofya’dan azan sesleri yükseldi. Konstantin’in cesedi asla bulunmadı. Belki öldü belkide kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştıran uyuz bir it gibi korkarak kayboldu gitti…
Serkan Dinç sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.